ATATÜRK KÖŞESİ
Bugüne dek elde ettiğimiz başarı, ancak gelişme ve uygarlığa bir yol açmıştır. Bize ve bizden sonra gelenlere düşen görev, bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir."
Mustafa Kemal ATATÜRK


Mimar Sinan´ı yaratan Osmanlı kültür ortamı, imparatorluğun engin sınırları içinde tüm kaynakların toplandığı güçlü bir merkezi yönetimin gereksinim.eri ve sağladığı olanaklarla sıkı bağlantılıydı. Mimari etkinlikler, küçük sanatlar üretimi, tarih ve şiir yazımı yönetici çevrenin istek ve beğenileri doğrultusunda gerçekleşiyordu. İmparatorluğun kıtalar atlayan sınırları ve heterojen yapısı ise değişik köken ve unsurları biraraya getiriyor ve oluşan kültür ortamı üretken, denemeci ve bireşimci bir güç yaratıyordu. Bu ortamda Osmanlı coğrafyacılığının yeri neydi? Kuşkusuz, Osmanlıların giderek genişleme politikasının gerektirdiği coğrafya bilgisi yeni boyutlara muhtaçtı. Nitekim önceleri Kazvini´nin Acaibü´l Mahlukat´ı veya Ayni´nin İkdu´l Cuman fi tarih-i ehli´z; zeman´ı gibi doğu kökenli eserlerin çevirilerinden yararlanan Osmanlılar, 15. yüzyıldan sonra her türlü kaynağa başvurmuşlardır. 1 Klasik bilime ve Avrupa kültürüne büyük ilgi duyan Fatih Sultan Mehmet, Ptolemy´nin coğrafyasını bizzat incelemiş, bunun yanında birçok Avrupa kaynaklı coğrafya eserini ve haritayı saraya getirtmiştir. Nitekim Francesco Berlinghieri´nin Fatih´e sunmayı amaçladığı Geographia´sı ve Ptolemy coğrafyasının Yunanca ve Latince kopyaları bugün Topkapı Sarayı Kitaplığındadır. Saray koleksiyonlarında 15. ve 16. yüzyıla ait birçok önemli İtalyan, Katalan ve Arap haritaları vardır.2

Osmanlılann 16. yüzyılda Akdeniz´e açılmaları deniz coğrafyacılığını da beraberinde getirmiştir. Yavuz Sultan Selinı´in Suriye ve Mısır seferlerinden sonra Kanuni´nin Rodos´u kuşatması ve Kuzey Afrika korsanları işbirliği ile Akdeniz´e yayılması, Osmanlılara Ege ve Doğu Akdeniz´in egemenliğini sağlamıştı. Kanuni´nin Hint Okyanusu´na kadar uzanan ilgisi, güçlü bir donanmanın yanısıra sağlam bir coğrafya bilgisi de gerektirmekteydi. Avrupa coğrafyacılığı ve haritacılığı Portekizlilerin daha 15. yüzyılın sonlarında Ümit Burnu´ndan Hint Okyanusu´na, Atlas Okyanusu´ndan Amerika kıyılarına açılmaları sonucunda gelişen yeni ticari ilişkilerle artan deniz trafiği nedeniyle ivme kazanmıştı. Kıyılar, limanlar ve adaları göstererek denizcilere rehberlik eden portolan (deniz atlası) ve isolario (adalar haritası) yapımı Katalan, Portekizli ve İtalyanların elinde çok gelişmişti. Kökeni antik döneme inen deniz haritaları, 13. yüzyıldan sonra pusulanın yaygınlaşmasıyla gelişmiş ve en görkemli örneklerini 15-16. yüzyılda vermiştir. İster Avrupalılar, ister Araplar veya Türkler tarafından yapılsın, bu tür haritaların 17. yüzyıla kadar pek değişiklik göstermeyen ortak özellikleri vardır.3 Genellikle ceylan veya koyun derisi üzerine yapılır ve boyutları bunu aşmaz. Bazen iki, üç deri biraraya getirilerek büyütülür. Bazen de ufak parçalara kesilerek atlas haline getirilir. Atlaslar da 12 yaprağı pek geçmez. Portolanların çoğu Akdeniz kıyılarını, doğuda Ege, Marmara ve Karadeniz´i, batıda ise Atlantik kıyıları ve İngiltere´yi içerir. Haritalarda bir veya birkaç noktadan yayılan yön çizgilerinin birleşme noktasında rüzgar gülü veya pusula gülü denilen genellikle bezemeli bir motif yer alır. Rüzgar gülleri rüzgar sayısına göre 8-32 köşelidir. Bazılarında rüzgar adlarının baş harfleri belirtilmiştir. Mutlaka bir ölçek göstergesi vardır, o da genellikle rüzgar gülleri gibi bezemelidir (Resim 1). Bu haritalarda bölge adları büyük harf, yer adları küçük harfle, kıyı çizgisine dikey ama kara tarafında siyah veya kırmızı ile yazılıdır. Kıyılar yeşil veya mavi ile çizilmiştir. Adalar farklı renklerdedir; kayalıklar siyah, sığ yerler kırmızı noktalarla belirlenmiştir. 15. yüzyıldan sonra yapılan bu tür haritalar arasında özenle bezenmiş olanları büyük sanat değeri taşır. Bunlar denizcilerin sefer sırasında kullanmalarından çok, yöneticilere ve ileri gelenlere sunmak üzere hazırlanmışlardır. Rengarenk boyanmış bu haritalarda, çok süslü rüzgar güllerine, armalara ve özenle çizilmiş türlü gemi resimlerine rastlanır. Deniz haritalarında iç bölgelere özen gösterilmemiştir. Önemli kara yerleşimleri ender belirtilir. Bazen o ülkelerin yöneticileri taht üzerinde oturan figürlerle simgelenmiş, değişik ülkelerdeki kimi hayvanlar ve bitkilere yer verilmiştir. Portolanların en ilginç yönü de, zaman zaman önemli limanların resimlenmiş olmasıdır. Ortaçağ portolanlarından beri şehirler ve limanlar basit kule ve yapı kümeleriyle işaretlenirken, bazı 16. ve 17. yüzyıl portolanları ayrıntılı kent tasvirlerine yer verirler. Avrupa portonlarında en çok resimlenen şehirler ticareti dolayısıyla Venedik ve kutsallığı nedeniyle Kudüs´tür. Bunlara çoğu zaman Cenova, Marsilya, Barselona, Kahire ve ender olarak kimi Kuzey Afrika limanları eklenmiştir. Avrupa portolanlarında İstanbul görünümlerine çok ender rastlanır.

16. yüzyılda Avrupa ve Arap kökenli kimi portolanların Osmanlılar için kaynak oluşturduğu şüphe götürmez. Osmanlı denizcileri hem bu tür kaynaklara başvurarak, hem de kendi deneyimlerini katarak önemli haritalar yapmışlardır. Kuşkusuz, deniz haritacılığı çığırını açan Piri Reis olmuştur. Piri Reis´in !erek 1513´te Yavuz Sultan Selim´e adadığı dünya haritası (Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığı R. 1633) gerekse 1521´de hazırlayıp, geliştirerek Muradi´nin vezni ile 15251l526´da Kanuni´ye sunduğu Kitab-ı Bahriye´si4 ve 1528´de yaptığı ikinci dünya haritası (Topkapı Sarayı Kitaplığı H. 1824) kendisinin de belirttiği gibi batı ve doğu kökenli en az 34 farklı kaynak ve haritaya ve kimi sözel bilgilere dayanarak hazırlanmıştır. Kendisi hem 1513 dünya haritasında hem de Kitab-ı Bahriye´sinin girişinde Kristof  Kolomb´un haritasından da yararlandığını belirtir.5 Nitekim Piri´nin 1513 ve 1528 tarihli dünya haritaları, günümüze kalan ufak parçalarından anlaşıldığı gibi, çizim tekniğinde, yön çizgileri, rüzgar gülleri, ölçek göstergeleri gibi bezemeli ayrıntılarla yukarına sözü geçen portonlara benzemektedir. Kıyıları ve adaları renklendirmesinde de portolan tekniğini benimsemiştir.

Denizcilere el kitabı olan Kitab-ı Bahriye´de metin bölümlere ayrılmış ve her bölümün sonuna anlatılan yörenin haritası yapılmıştır. Bu açınan isolorio lara (adalar kitabı) benzer. Batına 15. yüzyılın başlarından beri yapılan bu kitaplarda metin, adaların tarihi ve topografik özelliklerini anlatır ve haritalarını içerir.6 Portolanlardan daha ayrıntılıdır. Nitekim Kitab-ı Bahriye´de kıyılar ayrıntıyla çizilirken, limanlar belirtilmiş, en önemlileri topografik görünümleriyle tasvir edilmiştir.7 Kitab-ı Bahriye´nin özenli kopyalarındaki şehir tasvirler Osmanlı haritacılığı kadar minyatür sanatı açısından önem taşır. Piri Reis´in 1525/26´da Kanuni´ye sunmak üzere hazırladığı kopyadaki şehir tasvirleri, Osmanlı topografik resim geleneğinin öncüleri olmuştur. Piri Reis kimi limanların çiziminde, kuşkusuz portolan veya isolario´lardan yararlanmış olmalıdır. Özellikle Adriyatik ve İtalya kıyılarında bu hissedilir. Fakat kendi katkıları da olmuştur. Örneğin, Venedik şehrinin görünümünde şehrin kanallar üzerindeki konumunu yansıtmış ve metninde efsanesini anlattığı Aziz San Marco´nun adına yapılmış kiliseyi ve çan kulesini özellikle belirtmiştir (Topkapı H. 642, s. 212b-213a, Süleymaniye A. 2612, s. 214b-215a). Fakat kilise kadar önemli görünen ikinci yapı da Venedik tersanesidir (Resim 2). Bunun nedeni, Kanuni döneminde Kasımpaşa tersanesine en büyük rakip olan Venedik tersanesine Piri´nin verdiği önem olmalıdır.8

Piri Reis Kuzey Afrika kıyılarındaki Cezayir, Becaye, Trablus, Tunus ve İskenderiye gibi Osmanlı denizcilerinin iyi bildiği limanlara büyük yer vermiştir. Batı kaynaklı portolonlarda pek rastlanmayan bu limanların tasvirleri ayrı bir değer taşır. Kıyı şehri olmamakla birlikte, Kahire, Piri Reis tarafından özenle tasvir edilmiştir. Aslında denizcilere kaynak olan Kitab-ı Bahriye´de Kahire´nin ayrıcalığı, Piri Reis´in Mısır´a tarihi ve siyasal açıdan verdiği önemden kaynaklanır. Şehrin en önemli topografik özellikleri ve belli başlı yapılarının işaretlendiği bu basit çizim, belgesel değere sahiptir, çünkü Piri Reis birkaç kez Nil üzerinden gemiyle gittiği Kahire´yi gözlemleyerek çizmiştir.9 Aynı şey Alanya tasviri için söylenebilir (Resim 3). Suriye ve güney Anadolu kıyılarında özenle çizdiği tek liman Alanya olmuştur. Alanya Selçuklu döneminden kalma tersanesiyle denizciler için önemli bir uğrak yeri olmalıydı. Kuşkusuz burada her türlü ikmal ve tamir işleri yapılabiliyordu. Denizcilerin bu limanı iyi tanıdıkları bir gerçekti. Nitekim tüm Kitab-ı Bahriye kopyalarındaki Alanya tasvirleri, kalesi, Kızıl Kule ve tersanesiyle  şehrin gerçek görünümüdür (Topkapı H. 642, s. 378a, Süleymaniye A. 2612, s. 382a). Bu tür limanlarda Piri Reis´in yabancı kaynaklara başvurması gerekmemiş ve kendi gözlemine dayanan çizimler yapmıştır. Kitab-ı Bahriye´ler tüm özellikleriyle Osmanlı deniz haritacılığının Kanuni döneminde ne ölçüde geliştiğini ve öncelikle Piri Reis´in araştırmacı ve gözlemci yönüyle yarattığı harita ve liman tasvirlerinin Akdeniz coğrafyacılığı içindeki çok önemli yerini kanıtlar.

Bu bağlamda, 16. yüzyıl boyunca yapılmış başka Osmanlı haritalarının incelenmesi, Piri Reis´ten sonraki gelişmelere ışık tutacaktır. Burada öncelikle Baltimore´daki Walters Art Gallery´de bulunan bir Osmanlı atlası ele alınarak tartışılacaktır. Bu galeride 1981 yılında yaptığım çalışmalar sırasında dikkatimi çeken bu atlas, ilk kez 1952´de Walters Art Gallery´de düzenlenen World Encompassed adlı tarihi haritalar sergisi kataloğunda yer almıştır. 10 1982´de Topkapı Sarayında düzenlenen ´Sanat Tarihi Araştırmaları´ seminerinde tarafımdan bildiri olarak sunulmuş, fakat yayınlanmamıştır. Atlasın varlığından söz eden bir başka bilim adamı da Dr. Thomas Goodrich olmuştur. 1987 yılında İstanbul Arkeoloji Müzesindeki benzer bir adası tanıtan makalesinde, Walters Art Gallery´de gördüğü bu atlas üzerinde mutlaka çalışılması gerektiğini belirtmiştir.11 Müzeye W. 660 no. ile kayını olan bu atlas dokuz parşomen yapraktan oluşur; ciltsiz, metinsiz ve tarihsizdir. İçinde sekiz çift sayfa harita vardır. Müzenin soldan sağa doğru numaraladığı yaprakların sırası izlenirse, ilk harita düzlem küre şeklinde bir dünya haritasıdır (s. lb-2a). Küre eşit sayına enlem ve boylama ayrılmış ve dereceleri gösterilmiştir. ´Mıntıkatü´l Buruc´ çizgisi çizilmiş ve üzerine güneş dönencesinin bölündüğü 12 parçadan her biri olan burçların adları yazılmıştır. ´Vilayet-i yeni dünya´ yazısı ile Amerika kıtası belirtilmiştir. İkinci harita Asya´nın güneyini, Doğu Afrika, Hint Okyanusu ve Endonezya´yı gösterir. Üzerinde hemen hiç yazılı açıklama yoktur ve rüzgar gülleri ve ölçek göstergesinin dışında bezenmemiştir (s. 2b-3a). Üçüncüsü Atlas Okyanusu kıyıları, Avrupa kıtası, Akdeniz ve Kuzey Afrika, Ege, Marmara ve Karadeniz´i gösteren genişletilmiş bir Akdeniz haritasıdır (s. 3b-4a). Bundan sonraki haritalar daha büyüt ölçekli, ayrıntılı ve bezemelidir. Dördüncü harita Kuzeybatı Avrupa´yı içerir (Resim 4) (s. 4b-5a). Kısmen İskandinavya, Baltık kıyıları, İngiltere, İrlanda ve Fransa´nın yer aldığı bu haritada Avrupa yer isimleri Türkçeleştirilerek yazılmıştır. Cezire-i Eskosiye, Kala-i Londra, Kala-i Paris gibi.. Şehirler birer yapı kümesi şeklinde belirtilmiş, tepelerine yaldız rengi veya kırmızı sancak çekilmiştir. Yalnız Marsilya limanı şehrin topografik görünümüne uygun bir biçimde çizilmiştir. Beşinci harita Güneybatı Avrupa´yı gösterir (s. 5b-6a). Güney Fransa, İspanya, Kuzey Afrika´da Fas, Cezayir, Tunus ve Akdeniz´de Sardunya ve Korsika adalarını içerir. Burada en ayrıntılı kent tasvirleri Cenova ve Cezayir´e aittir. Güney Fransa kıyılarının çizilmesine rağmen, Marsilya resimlenmemiş, tüm şehir ve limanlar yapı kümeleriyle simgelenmiştir. İspanya´nın güneyinde büyüklüğü ile dikkati çeken şehir Granada olmalıdır. Cezayir´e büyük özen gösterilmiştir. Limanın hemen önünde üzerinde bir kale bulunan adacık ve karaya bağlantısı açıkça belirtilmiştir. Korsika´nın hemen kuzeyinde yer alan Cenova limanı daha ayrıntılıdır (Resim 5). Limanın ağzındaki iki yüksek kule şehre damgasını vurur. Akdeniz´in en geniş limanlarından olan Cenova´da ikinci bir ufak koy daha belirtilmiştir. Limanın çevresi ağaçlıklı tepelerden oluşur. Altıncı harita İtalya yarımadası, Adriyatik denizi, Yunanistan ve Kuzey Afrika kıyılarım gösterir (Resim 6) (s. 6b-7a). Kuzey Afrika´da Trablus ve Tunus, İtalya´da Venedik ve Cenova resimlenmiştir. İtalya´daki öteki önemli şehirler, örneğin, Roma. Napoli, Pisa yapı kümeleriyle simgelenmiştir. Cenova bu haritada ikinci defa resimlenmiştir. Limanın konumu, ağzındaki iki kule, bir önceki tasvirine benzer, fakat burada liman biraz daha ufak gösterilmiş, ikinci ufak koya yer verilmemiştir. Venedik tasviri de ilginçtir. Şehir, batıdan bakarak çizilmiş gibidir. Öyle ki, yalnız tek bir kanal belirtilmiş, önemli yapılar tek tek gösterilmemiştir. Örneğin, San Marco meydanını seçmek mümkün değildir. Yalnız şehrin doğusunda yükselen bir çan kulesi dikkati çeker. Yedinci haritada Yunan adaları. Anadolu, Suriye ve Mısır yer alır (s. 7b-8a). Anadolu´da Balıkesir, Bergama, Manisa, Kütahya, Karaman, Amasya, Tokat, Sivas gibi birçok yerleşim ufak yapı kümeleriyle işaretlenmiştir. Halep ve Şam ise daha büyük şehir görünümündedir. Haritadaki en özenli tasvir Kahire´ye aittir. Şehrin Nil vadisindeki konumu belirlenmiş, şehrin yoğunluğu ise minarelerle simgelenmiştir.

Sekizinci, en son harita, atlasın en önemli haritasıdır. Marmara ve Karadeniz yöresini içeren bu haritada Bursa ve İstanbul´un topografık tasvirleri vardır (s. 8b-9a). Bursa, dağın eteğinde bol sayıda kubbeli ve minareli yapılarıyla dikkati çeker, İstanbul´unki ise panoramik bir görüntüdür (Resim 7). Şehrin üç ayrı bölümü, İstanbul, Galata ve Üsküdar, karşıdan bakarak çizilmiş gibidir. İstanbul tarafında, Ayasofya, Bayezid, Süleymaniye, Fatih ve Sultan Selim (?) camilerinin minarelerini seçmek mümkündür. Çok dikkat edilirse, Sarayburnu´nda göze çarpan birkaç kuleli yapı Topkapı Sarayını simgeliyor olmalıdır. Üsküdar kıyısında tek bir cami dikkati çeker. Kız Kulesi´nden bir hayli kuzeyde görünen bu yapı Mihrimah Cami olabilir. İstanbul´un Galata bölümü Tophane´ye kadar uzanır. Fakat bu kıyıda en önemli yapı, Galata kulesinden sonra, Kasımpaşa tersanesidir. Tersane Haliç´in yarısını kaplar gibi görünmekte ve tüm üniteleriyle belgelenmektedir (Resim 8).

Walters Art Gallery´de yer alan bu atlas gerek haritaları gerekse bezemeleri açısından değerlendirilmelidir. Bu atlasın bir benzeri bugün Topkapı Sarayı Müzesi Kitaplığında bulunmaktadır. Ali Macar Reis atlası diye bilinen bu atlas (H. 644) 3lx43 cm. boyutlarında dokuz yapraktan oluşur. İçinde çift sayfa yedi harita vardır. 30x43,5 cm. boyutundaki Walters atlası ile hemen aynı boyuttadır. Haritaların dağılımı da aynıdır.12 lb-2a´da Marmara ve Karadeniz (Walters 8b-9a), 2b-3a´da Doğu Akdeniz (Walters 7b-8a), 3b-4a´da Adriyatik ve İtalya kıyıları ´Walters 6b-7a) gösterilmiştir. Yalnız son haritada Kuzey Afrika kıyıları belirtilmemiştir. 4b-5a Güneybatı Avrupa´yı içerir (Walters 5b-6a). 5b-6a´daki harita Kuzeybatı Avrupa´yı kapsar (Walters 4b-5a), yalnız burada İskandinavya´ya hiç yer verilmemiştir. 6b-7a Yunan yarımadası ve Batı Anadolu´yu gösterir. Bu harita Walters atlasında yoktur. 7b-8a´da bir düzlem küre yer alır. Walters atlasındaki gibi (lb-2a) Mıntıkatü´l Buruc hattı çizilmiş ve on iki burç belirlenmiştir. Kullanılan renkler de aynıdır. Denizler beyaz, karalar yeşile boyanmıştır (Resim 9).

Haritaların hepsinde kullanılan renkler, yön çizgileri ve yer adlarının yazılış biçimi Walters atlası ile ortak portolan tekniklerini yansıtır. Ali Macar Reis atlasında bezemeli rüzgar gülleri ve ölçek göstergeleri kullanılmamıştır. Ayrıntılı şehir tasvirlerine de yer verilmemiştir. Tüm yerleşimler yeşillikler içinde yer alan beyaz yapı topluluklarından oluşur. Yalnız lb-2a´daki Karadeniz haritasının doğusunda çerçeveyle kesilmiş yeşillikli bir tepe dikkati çeker. Yeşil ve kahverengi tonlarındaki gölgeli boyama, Walters atlasındaki kent tasvirlerini çerçeveleyen doğa kesitlerine çok benzer. Aynı tepeleri 4b-5a´da İspanya yarımadasının tam ortasında görmek mümkündür (Resim 10).

Aynı türde bir üçüncü atlas İstanbul Arkeoloji Müzesi Kitaplığındadır (no 1621). Boyutları öteki iki atlastan biraz büyük olan bu atlastaki (35,4x 53 cm) haritalar harita tekniği ve içerik açısından benzerlik gösterir. On yaprak ve dokuz haritadan oluşan bu atlas ilk kez T. Goodrich tarafmdan yayınlanmıştır.13 lb-2a´da Karadeniz ve Marmara haritasıyla başlar, 2b-3a´da Doğu Akdeniz, 3b-4a´ da Adriyatik ve İtalya ile karşı Kuzey Afrika kıyıları, 4b-5a´da Güney Fransa, İspanya ve Kuzey Afrika, 5b-6a´da Kuzeybatı Avrupa yer alır. 6b-7a´da Marmara ve Ege Denizi, 7b-8a´da İtalya ve Yunan adalarının güneyi gösterilmiştir. Bu iki harita üslup açısından ötekilerden biraz farklıdır. 8b-9a´da Avrupa (İskandinavya dahil), Asya (Hazar denizine kadar) Arabistan ve Afrika´nın büyük bir bölümünü kapsayan bir harita vardır. 9b-l0a´da öteki iki atlastakine benzer bir düzlem küre yer alır. Yalnız burada denizler beyaz iken karalar sarıya boyanmıştır. T. Goodrich´in Atlas-ı Humayun diye adlandırdığı bu atlastaki ilk beş haritada limanlar ve kara içi yerleşimler Ali Macar Reis atlasındaki gibi yeşillikler içerisine yerleştirilmiş beyaz yapı topluluklarıyla simgelenmiştir. Venedik ve İstanbul gösterilmemiştir. Yalnız Cenova, Manilya ve Kahire tasvirlerin küçüklüğüne rağmen şehirlerin topografik özelliklerine uydurulmuştur. Cenova ve Marsilya, Walters atlasındaki tasvirlerin özeti gibidir. Bu atlastaki şehir görünümlerinde yapılar renklendirilmemiştir. Ancak yapıları çerçeveleyen ağaçlıklarda kullanılan yeşiller öteki atlaslardaki tondadır (Resim 12).

Bu üç atlasın benzerlikleri tarihleme ve üslup özellikleri açısından kimi verileri ortaya koymaktadır. Ali Macar Reis atlasının 4b sayfasında ´Ketebetü´l fakir bi inayeti´l mülkü´l takdir. Ali Macar Reis fi şehrüssefer sene 975/1567´ yazısı vardır (Resim ll). Portolan geleneğinde bu tür isim ve tarihlemeye sık rastlanır.14 Dolayısıyla bu atlası yapan kişinin Ali Macar Reis olduğu kuşku götürmez. S. Soucek, bu atlastaki haritaların Agnese veya Freducci gibi bir İtalyan haritacı tarafından yapılmış olduğu, Ali Macar´ın ise yalnız yer adlarını yazmış olabileceğini söyler.15 Goodrich ise, Arkeoloji Müzesi ve Topkapı atlaslarının İtalyan haritalarım örnek alan yerli yapım olduğu düşüncesindedir. Ayrıca, atlasların hepsinde yer alan dünya haritalarının 1560´lardan önceye tarihlenemiyeceği ve dolayısıyla 1560-70´lerin uygun bir tarihleme olacağı görüşündedir.16 Soucek, Ali Macar Reis haritasının tarihini de uygun bulmamakta, İngiltere haritasında İngiltere´nin İskoçyadan ayrı görünmesiyle haritanın daha erken bir tarihe itileceğini belirtmektedir.17 Oysa 1560´larda İskoçya´yı ayrı gösteren örneklere rastlanır.18 Dolayısıyla üslup açısından birbirine benzeyen bu üç atlası 1560-1580 arasına tarihlemek doğru olacaktır.

Tartışılması gereken başka bir nokta bu atlasların 16. yüzyıl Osmanlı haritacılığı içindeki yeridir. Bu üç atlas, Piri Reis´in 1525/26 tarihli Kitab-ı Bahriye´leri gibi büyüklere sunmak üzere hazırlanmış özenli kopyalardır. Renklendirilmeleri, rüzgar gülleri ve ölçek göstergelerindeki boyamalar ile şehir tasvirleri, haritaların bu amaçla yapıldığını gösterir. Bu tür atlasları hazırlayanlar kimler olabilir? Topkapı Sarayındaki atlası imzalayan Ali Macar Reis´in kimliğini tartışanlar olmuştur. Soucek gibi A. Adıvar da Ali Macar Reis´in varlığında tereddütlüdür. 19 Oysa Macar Reis´in denizci kimliği belgelenmiştir. Ruus defterlerinde, Kayabey gediğinin reisi Ali Macar´a yararlığından ötürü yirmibeş akçalık gedik verildiği kayıtlıdır.20 Macar kökenli olduğu anlaşılan Ali Reis reisliğinin yanında haritacılıkta da kendini göstermiş olmalıdır. Kimi Osmanlı denizcilerinin harita yapımında da mahir oldukları ve böylelerine ulufe dağıtıldığı bilinir. 21

Arkeoloji Müzesi ve Walters atlasları Ali Macar Reis atlasıyla aynı elden çıkmış değildir. Yukarıda da belirtildiği gibi haritacılık tekniği açısından çok benzerler fakat bezemeleri ve şehir tasvirleri farklıdır. Arkeoloji Müzesi atlasında yalnız Cenova ve Marsilya limanlarının topografik çizimler olmasına karşın Walters atlasında birçok şehir ve liman resimlenmiştir. Bu tür tasvirler Avrupa portolanları ile benzerlikleri dolayısıyla Avrupa kökenli haritacıların eseri gibi görünebilirler. Oysa, Kitab-ı Bahriye´lerden beri Osmanlı tasvir geleneğinde topografık şehir görüntülerine rastlanır. Eğer bu bağlamda bir değerlendirilme yapılırsa, bu atlasların yeri daha sağlıklı bir biçimde ortaya çıkacaktır. Örneğin, Arkeoloji Müzesi atlasındaki Cenova çizimi Piri Reis´in Cenova tasvirinden pek farklı değildir. Başka bir deyimle, şehrin topografık özellikleri her ikisinde de aynıdır. Walters Art Gallery atlasındaki iki Cenova görüntüsü, daha özenli tasvirlerdir. Fakat özellikle 6a´daki Cenova limanı Avrupa portonlanlarındaki Cenova görüntülerinden çok22 Matrakçı Nasuh´un 1540´larda yazıp resimlediği Tarih-i Feth-i Sikloş Estergon ve İstolni Belgrad adlı eserindeki Cenova tasvirine benzer.23 Topkapı Sarayı Kitaplığı, H. 1608, s. 32b-33a) Matrakçı´nın Cenova´sında ikinci ufak bir koy belirlenmiştir (Resim 13). Aynı atlastaki Marsilya tasvirini de Matrakçı´daki Marsilya limanıyla karşılaştırmak mümkündür (Aynı yazma, s. 24b-25a).

Walters atlasındaki panoramik İstanbul görüntüsü daha önemli ipuçları vermektedir (Resim 8). Bu İstanbul görünümü hiçbir hayali unsur taşımaz ve Avrupa portolanlarında bir benzeri yoktur. İstanbul, Avrupa portolanlarında çok ender  görülür. Böyle önemli bir şehrin müslümanların eline geçmiş olması Avrupalı haritacıların tepkisine neden olmuş ve bu şehri çoğu zaman bir türbanlı  figür veya ayyıldızla simgelemekten öteye gitmemişlerdir.24 Pek ender olarak yapı topluluklarıyla işaretlenmiştir. Bunlar da gerçekçi tasvirler değildir.25 Oysa Walters atlasındaki İstanbul, şehri doğru bir biçimde belgelemektedir. İlk bakışta kuş bakışı bir görünüm gibi gelir, fakat dikkat edildiğinde her semtin panoramik resimlerdeki gibi karşıdan çizildiği görülür. Zaten Avrupa´da basılan  coğrafya kitaplarında ancak 1560´lardan sonra perspektifli kuş bakışı İstanbul görünümlerine rastlanır. Walters atlasındaki İstanbul, bir yandan Matrakçı´nın ünlü İstanbul minyatürü veya Hünername´nin birinci cildindeki İstanbul planın anımsatırken,26 öte yandan 16. yüzyılda Avrupalı gezginlerin yaptığı büyük İstanbul panoramalarının yapısına yaklaşır.27 Başka bir deyişle, Walters atlasındaki tasvirler hem plan görünümündedir, hem de kimi yapıların yükseltilerini verirler. Basitleştirilmiş bir kuş bakışı tarzına yakındırlar. Kanımca bu tavır atlasların yabancı kartograflara değil yerli haritacılara ait olduğunu gösterir:

Bu çalışmada gözden geçirilen çok sayıda Avrupa portolanı, bu atlaslarda ve özellikle Walters atlasındaki şehir görünümleriyle tam bir benzerlik göstermemiştir. S. Soucek, Agnese veya Freducci gibi İtalyan haritacılarının Türklerden sipariş aldığını ileri sürerek, Ali Macar Reis atlasının da böyle bir sipariş olabileceğini belirtir.28 Oysa gerek bu iki kartografın gerekse pek çok başka Katalan ve Portekiz haritacının eserleri arasında Walters atlasındaki tasvirlere veya Ali Macar Reis adasındaki bezemelere aynen benzeyen örneklere rastlanmamıştır. Bu nedenle, adı geçen atlasların Avrupa portolanlarından esinlenerek İstanbul´da yapılmış olduğu düşünülmelidir. Portolan haritacılığında kopya yöntemi Ortaçağdan beri uygulanır. Tüm Avrupa portolanları da birbirinden kopya edilerek yapılmıştır.29 Nitekim rüzgar gülleri, ölçek göstergeleri gibi ayrıntılardaki benzerlikler de bunun kanıtıdır. Şehir görünümlerinde tekrarlanan unsurlar da aynı yöntemin sonucudur. Ancak gerek Kitab-ı Bahriye´lerde gerekse burada incelenen üç atlastaki şehir tasvirleri, öncelikle Walters örneğindeki büyük şehir görünümleri, Avrupa portolanlarını örnek alan fakat kişisel gözlem ve birikimini katan haritacılar tarafından yapılmıştır. Nitekim Piri Reis önsözünde bunu belirtmiş ve bu çığırı açmıştır. Örneğin, Piri Reis´in kuzey Afrika limanlarına verdiği önem, Walters adasında da dikkati çeker. Bu Avrupa portolanlarından ayrılan bir özelliktir. İstanbul şehrinin ayrıntılı panoramik görüntüsü de bir ayrıcalıktır. Bu görünümü bir Avrupalı haritacının yaptığını düşünmek yersizdir. Şehrin panoramasında en önemli yerin, belli başlı camilere ve öncelikle Kasımpaşa tersanesine ayrılması bunun kanıtıdır. Hiçbir Avrupa kökenli veya Osmanlı ürünü İstanbul görünümünde tersaneye bu kadar yer ayrılmamıştır. Bu da yapan kişinin donanmayla olan yakın ilgisini gösterir. Öte yandan yukarına belirtildiği gibi bu atlastaki şehir görünümlerinin daha çok 16. yüzyıl Osmanlı minyatürü örneklerini, daha önceki dönemlerde Matrakçı´nını başlattığı topografik resimleri anımsatması, Kanuni dönemi boyunca ve sonrasında bu geleneğin sürdürüldüğünü gösterir (Resim 14)30. Büyük olasılıkla, çok özenli atlaslarda, haritanın çiziminden başka bu tür tasvirleri yapan kişilerden yararlanılmış olabilir. Nitekim Walters adasındaki şehir görünümlerine bakılırsa, Cenova, Venedik, Marsilya, Cezayir ve İstanbul gibi liman şehirler, kıyınan bağımsız, içerlerde ayrı birer tasvir olarak ele alınmıştır. Başka bir deyimle, haritada kıyıları çizen kişinin işi değil gibi görünmektedir. Oysa Piri Reis tüm liman görünümlerini, kıyılarının özellikleriyle haritanın bir parçası gibi gösterir. İleri gelen bir kişiye sunmak üzere özenle hazırlanan kimi Avrupa haritalarında, bu tür resimleri çizmek üzere ayrıca ressamlardan yararlanıldığı olmuştur. Bunlar harita tamamlandıktan sonra yapılmaktadır.31 Walters atlasında da böyle bir yola gidilmiş olabilir. Burada önemli olan haritacılıkla, topografik resim geleneğinin içiçeliğidir. Bu noktadan hareketle, 16. yüzyılda saray dışı çevrelerde bu tür resimli haritaların yapıldığını ve ileri gelenlere sunulduğunu düşünmek gerekir. Nitekim Kanuni döneminden sonra yapıldığı anlaşılan çok sayına Kitab-ı Bahriye kopyası bu tür atlasları hazırlayanların olduğunu gösterir. Bunlar yalnız Türkler için değil yabancılar için bile hazırlanmış olabilir. Nitekim 17. yüzyılda Evliya Çelebi sekiz dükkan halinde çalışan esnaf-ı haritaciyan´dan söz eder, bunların birçok kaynaklardan yararlanarak harita yaptıklarını ve gelip giden denizcilere sattıklarını söyler.32 Aynı şeyin 16. yüzyılda yapılmış olduğunu düşünmek gerekir. Ayrıca Osmanlı devletinde, saray nakkaşhanelerinde bile, ne kadar farklı kökenlere sahip sanatçının çalıştığı belgelerle kanıtlanmıştır. Macaristan´dan gelme bir Ali Reis olabileceği gibi, Osmanlı imparatorluğunun çok farklı yörelerinden gelen başka kişilerin de bu tür haritalar yapabileceğini düşünmek gerekir. Nitekim Osmanlı minyatür sanatında farklı kökenden gelme sanatçıların zaman zaman aynı yazmada hatta aynı minyatürde bile değişik denemelere giriştiği görülmüştür. Dolayısıyla, 16. yüzyılın bireşimci kültür ortamında haritacılıkta bu tür denemelerin varlığı doğaldır. Bu nedenle, 16. yüzyıl Osmanlı haritaları hem tarihi coğrafya açısından büyük önem taşır hem de Osmanlı sanatında topografik resim geleneğinin boyutlarının belirleyici özelliği vardır.

YENİ PROJELERİMİZ