ATATÜRK KÖŞESİ
Bugüne dek elde ettiğimiz başarı, ancak gelişme ve uygarlığa bir yol açmıştır. Bize ve bizden sonra gelenlere düşen görev, bu yol üzerinde tereddütsüz ilerlemektir."
Mustafa Kemal ATATÜRK

Kaynak : Atlas Dergisi
 
Tabii bir keşifler çağı yaşamıyoruz, ama dünyayı kendi gözleriyle görme duygusu, bir toplumu özne yapmanın en önemli gereklerinden biri olduğu için keşfetme arzusunu kışkırtma çabası devam etmelidir.



Keşfetme konusunda biraz geç kalmış gözüküyoruz. Belki, keşfetmek yerine fethetmeyi tercih eden ya da ´onlar keşfetsin biz nasıl olsa gider fethederiz´ rahatlığı içinde, uzak yerleri, oraları buraları merak etmeyen Osmanlı´nın torunları olduğumuz için böyleyiz. Atlas dergisinin gerçekleştirdiği birkaç keşif ekspedisyonu dışında, (örneğin Kuzey Kutbu, Antarktika, Avrupa´yı Kuzey Denizinden İstanbul´a kürekle geçmek, dünyanın en derin mağaralarına dalmak gibi) yaygın bir macera ve keşif etkinliği ülkemizde pek görülmez. Tuhaftır, ekspedisyon sözcüğünü Türkçe´ye çevirdiğimizde yine atalarımızın en iyi bildiği ama keşif anlamına pek de yakın olmayan sözcüğe çıkar yolumuz: Sefer.
Seferlere ve seferberliğe alışkın, bu öykülerle büyümüş bir toplumda macera seferberliğini bir tutku olarak yaratmak çok da kolay değil. ´Şart da değil´ diye düşünenler olabilir, ama dediğim gibi, özne olmak için kendi gözlerinle görmek, kendi kalbinle keşfetmek heyecanını tatmak bir önkoşul.
Kimine göre Osmanlılar, Akdeniz´de seyrü seferi engellediği için, kimine göre başka nedenler yüzünden Avrupa´da keşifler çağı başladı. O sırada biz ne yapıyorduk? Bu çağın öznesi niye olamadık?

Bu soruların yanıtını vermek kolay değil ama, o sıradaki coğrafya bilgimizden ve Osmanlı´nın bu alanda tavrının ne olduğunu bir ölçüde ortaya koyarak belki sırra biraz yaklaşabiliriz.

Matrakçı Nasuh´´un Kanuni´nin İran ve Irak seferinde geçilen coğrafyayı haritacı anlayışla resmettiği 1533-36 tarihli Beyan-ı Menazil-i Sefer-i Irakeyn-i Sultan adlı eserinde Haliç´in iki yakasını gösteren bu minyatür, aynı zamanda bir harita işlevi görür. Nasuh´un resimli haritalarında yön ve ölçek bulunmaz fakat ayrıntılı plan vermesiyle dikkat çeker. Minyatürde tarihi yarımada, Haliç, Galata, Üsküdar´ın küçük bir bölümünde üç yüze yakın önemli yapı görülür. İstanbul topografya ve mimarisi hakkında önemli veriler sağlar. Dikdörtgen bir sayfaya sığdırılmaya çalışılan İstanbul bölümünün üçgen alanı Yedikule, Haliç çizgisinde sıkıştırılıp daraltılmış. Bu topografik bozulma Sultanahmet-Sarayburnu bölümünün gereğinden fazla geniş tutulmasından kaynaklanır. Tarihi yapıları gösterme isteğinden dolayı topografik ayrıntılar ikinci plandadır.

Osmanlı kendinden o denli emindi ki, İspanyolların ve Portekizlilerin dünya denizlerine açılmalarını, Afrika´da, Hindistan´da bazı yerleri keşfetmelerini dahi küçümsüyor, alaycı ifadelere başvuruyordu. Dahası dönemin en önemli coğrafyacılarından Piri Reis donanmasıyla, kaşif ve tabii işgalci Portekizlilerin önünü kesmek için Hind Okyanusu kıyılarında onlarla vuruşuyordu. Atlas´ın Nisan sayısında, Osmanlı haritacılığı anlatılıyor. Topkapı Sarayı ve bazı eski yazma kütüphanelerinin tozlu arşivlerinde gözlerden ırak haritalar, Atlas okurlarına sunuluyor. Dahası, Atlas, Türklerin yaptığı ve günümüze kadar kalan ilk dünya haritasını da gün ışığına çıkarıyor. Kaşgarlı Mahmud´un 1070 yılındaki haritasını pek az kimse bilir ve üstelik Atlas, haritayı Türkçeleştirmiş. Aslında Osmanlı´da haritacılık, toprakların genişlemesiyle gelişme sağlamıştır. Harita iktidarın tapusudur. Vergi alınacak toprakları, sefere çıkılacak ülkeleri, kuşatılacak şehirleri, aşılacak denizleri cümle aleme gösterirler. Atlas´ta Feray Coşkun´un araştırmasından öğrendiğimize göre İstanbul´un fethinin ardından, Fatih, yeni başkentinin güvenliğini sağlamak ve topraklarını genişletmek için, Balkanlar, Ege ve Karadeniz´de yoğun bir fetih politikası güder. Bu politikanın iyi bir coğrafya ve astronomi bilgisi gerektiği tartışma götürmez. Bu dönemde Batı ve İslam kaynaklarından çeviriler yapılır. Ali Kuşçu ve Fethullah El Şirvani gibi ünlü matematikçi ve astronomlar Osmanlı´ya gelir. Bizans arşivinde Batlamyus´un coğrafyasının bir kopyasını inceleyen Fatih, Trabzonlu bilim adamı Yorgo Amirutzes ve oğlundan bu eseri Arapça´ya çevirmelerini ve buna dayanarak bir dünya haritası çizmelerini ister. Üstelik Fatih, İtalya´yı da fethetme arzusundadır. Bu nedenle Ressam Bellini´den bir Venedik haritası çizmesini dahi ister. Fatih´in coğrafya merakını bilen Francoesco Berlinghieri, Geographia´sını Fatih´e sunar. Bugün Topkapı Sarayı´nda bulunan seçkin harita koleksiyonu Fatih´in harita merakının ve fetih politikalarının ürünüdür.

Bugün Piri Reis, Kemal Reis, Barbaros, Turgut Reis gibi Osmanlı denizcilik tarihinde gururla anılan bir çok kişi korsan kökenlidir. Osmanlı Sultanları bu Müslüman korsanlara, ticaret gemilerini korumaları ve savaş zamanında sefere katılmaları şartıyla koruma vaat etmişti. Deniz savaşları ve korsanların yağmaları sonucu haritalar ve kıyı kılavuzları elden ele dolaşırdı. Venedik Avrupa´nın, İstanbul ise Osmanlı´nın haritacılık merkeziydi.

Evliya Çelebi de Seyahatname´sinde İstanbul´daki haritacılardan şöyle bahsetmektedir: ´Bu haritacıyanlar 15 tanedir ve sekiz dükkandırlar. Her çeşit bilimi bilir, başta Latince olmak üzere bir çok dili konuşurlar, Atlas minor ve Mappemonde gibi Latince coğrafya eserlerini okurlar, denizleri, nehirleri, dağları, tüm dünyayı çizerler ve çalışmalarını denizcilere satarlar. Haritacılık bilimi denizciliğin ruhudur. Çünkü haritalarda gemiler için pusulanın her yönünde yollar çizilmiştir. Yerlerin ıssız olup olmadığı, adaları, limanlar, sığlıklar, derinlikler, kayalar, derin sular yönlere göre bu haritalarda gösterilir, denizciler okyanusta yollarını tüm bu bilgilere göre alırlar.´ Osmanlı´da deniz haritacılığı dendiğinde akla gelen ilk isim tabii ki Piri Reis´dir. En çok bilinen eseri de 1513 tarihli dünya haritasıdır. Bu dünya haritasının yalnızca üçte birlik kısmı elimizde kalmış. Bu parça Atlas Okyanusu ve Yeni Dünya´nın bir kısmı ile Eski Dünya´nın bir bölümünü gösterir. 1517´de Kahire´de Yavuz Sultan Selim´e sunulur. Sultan Selim´in bu haritayı kullandığına dair herhangi bir kanıt ise yoktur. Bu haritanın kaynakları ve önemi üzerinde yıllardır bir çok fikir ileri sürülmüştür. Reis´in 1528 tarihli elimize sadece altıda biri ulaşmış olan başka bir dünya haritası daha mevcuttur. Osmanlı korsan reisliğinden Osmanlı hassa reisliğine geçen Ali Macar Reis, 1567´de her biri çift sayfa olmak üzere altı denizcilik haritası ve bir dünya haritasından oluşan bir atlas hazırlamıştı. Ali Macar Reis´in atlasında, denizler ak, karalar yeşildir. Avustralya kıtası henüz keşfedilmediği için yer almaz.

Ali Macar Reis´in Karadeniz, Marmara ve Azak Denizi limanlarını ve bu denizleri çevreleyen toprakları gösteren haritasında kırmızı, yeşil, erguvan, mavi renkleri ve altın yaldız kullanılmış. Yer adları siyahla yazılı. Biri merkezi toplam 17 rüzgârgülü var. Kıyılar maviyle, nehirler altın yaldızla boyalı. Şehir tasvirleri, gölgeli boyamaları ve maviye kaçan yeşil renk tonlarıyla dikkat çekiyor. Elliyi aşkın kale ve kent stilize minyatürle gösterilmiş. Özellikle Tuna Nehri boyu minyatür açısından zengin. Dinyeper Nehri deltası haritanın en dikkat çeken kısmı. Topografya gerçekçi bir şekilde resmedilmiş. Kafkasya´nın kuzeyinde atlasın haritalarındaki en geniş minyatür bulunuyor. Anadolu ve Trakya´daki şehir ve kasabalar günümüzdeki adlarıyla yer alıyor. Boyutları yaklaşık 30x43 santimetre olan Karadeniz haritası ve içinde bulunduğu Ali Macar Reis Atlası, İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi´nde bulunuyor.

Başka bir deniz haritası da 1590´da Muhammed Reis ibn Menemenli tarafından yapılmış bir Ege denizi portolanıdır. Bugün Venedik Civico Correr Müzesi´nde olan harita İslam kartografyasındaki Belhi ekolünün özelliklerini taşır. Buna göre haritada güney kutbu yukarıda yer alır. Haritada güney yarımkürenin tepede yer alması kutsal kent Mekke´nin haritanın üst kısmında bulunması gerektiği düşüncesinden kaynaklanıyor sanılıyor. İslam haritacılığında Mekke´yi dünyanın merkezi olarak gösteren haritalar vardır. Avrupa ve Osmanlı arasındaki açığı ilk farkedenlerden biri Katip Çelebi´dir. Çelebi, 1648 yılında yazmaya koyulduğu Cihannüma´sında Asya´nın ve İslam coğrafyasından bahseder ve tamamen batı kaynaklarını referans alır. Mercator´un ünlü eseri Atlas Minör´ü, asistanı Fransız asıllı Mehmet İhlas´la beraber Türkçe´ye çeviren kişi de Katip Çelebi´dir. Matbaanın kurucusu İbrahim Müteferrika tam bir harita meraklısıydı. Matbaasındaki altı makineden ikisini harita basımına tahsis etmişti. Vankulu lügatından sonra Osmanlı matbaasında basılan ikinci kitap Katip Çelebi´nin Tuhfetü´l Kibar fi Efsari´l Bihar-Deniz Savaşı hakkında Önde Gelen Büyüklere Hediye adlı eseridir. Katip Çelebi, Osmanlı deniz savaşlarının tarihini anlattığı eserinin girişinde coğrafya bilgisinin çok önemli olduğunu, ´yerle bir olası kafirlerin´ coğrafya bilgileri sayesinde Yeni dünyayı bulup keşiflerde bulunduğundan ve ´Balıkçı unvanıyla ün salmış Venedik tayfası gibi aşağılık kavmin´ Osmanlı imparatorluğu ülkesinin boğazına gelip dayandığından, ´doğuya ve batıya hükmeyleyen şan-ı ulu devlete´ karşı koyduğundan bahseder. Kitap gerilemekte olan bir imparatorluğun ´eski güzel günlerine´ yeniden kavuşması umuduyla yazılmıştır . Çelebi´ye göre Osmanlı´nın denizlerde gerilemesinin başlıca nedeni bilgisizlik, becerisizlik ve böbürlenmedir. Katip Çelebi kaptanlara şöyle öğüt verir : "...reisler deniz ilmini bilmeye sıkı önem vereler. Pusula ve hartı işlerinden gafil olmayalar ve bilenlere de büyükler iltifat eyleyeler." Birinci dünya savaşı yıllarında Osmanlı haritalarının arşivlenmesinde sorunlar çıkar ve iki milyona yakın harita kaybolur. Osmanlı haritalarına karşı ilgi Türkiye ve dünyada, 1929´da Piri Reis´in dünya haritasının Topkapı Sarayı´nın tozlu raflarından gün ışığına çıkmasıyla başladı. Çoğumuzun tanıdığı bu haritanın kaynaklarından birinin Kolombus´a dayanması tüm dünyada yankı yarattı. Zamanla Osmanlı haritacılığının diğer örnekleri de keşfedildi. Bugün elimizde bu büyük imparatorluktan kalan seçkin bir koleksiyon var. Ama bir çoğu henüz keşfedilmedi ve arşivlerde gün yüzüne çıkmayı bekliyor. Katip Çelebi haklı mıydı acaba?


YENİ PROJELERİMİZ